Yağmuru seviyorum,
Yağmurda tembellik yapmayı, camdan bakmayı, dışarıda ıslanmayı, arabayla ıslak sokaklarda ilerlemeyi, toprak kokusunu, suyun sesini en çok da yağmurda Ersagun da uyuduğunda kendimle başbaşa, elimde bir kupa çayla keyif yapmayı seviyorum. Şu anda tamda öyle yapıyorum. Saat 04:30 uykum var ama olsun keyfim de var uyku beklesin.
Baharları seviyorum,
Yazdan sonra geleni, kıştan sonra geleni, ılık değişimleri, insanı ferahlatıyor içine su serpiyor. Ben baharları seviyorum. Dört mevsimi yaşayabildiğimiz için ne şanslıyız.
Değişimleri seviyorum,
Herşey değişir, sürekli değişir mevsimler gibi. İnandığın gerçekler de, önceliklerin de, amaçların da, dostlukların da, asla olmaz dediklerin de..
Olmasaydı hayat yavan olurdu. Değişmese bile önemini yitirirdi..
Herhangi birşeyden iki kere aynı hazzı alamazsın. Marjinal fayda diye birşey var. Afşın öyle der:)
Oğlum büyüycek, biz yaşlanıcaz, düşünceler değişecek, bedenler değişecek. Belki seneler sonra kuşaklarımızı çatıştırıcaz. Umarım zamanın değişimine ayak uydurabilirim..
Sen geldin, herşey değişti.. Nefesinin değdiği her ne varsa yeniden anlam kazandı oğlum. Küçük İnsan, Seni çook Seviyoruz...
30 Eylül 2011 Cuma
29 Eylül 2011 Perşembe
28 Eylül 2011 Çarşamba
televizyon bağımlısı
Gece saat 1.00 Ersagun şu anda isyan bayrakları elinde koşturuyor salonda oraya buraya. Televizyon seyretmek istiyor. Baby ve babyfirst tv akşam 10 da inzivaya çekildiğinden, bir süre disney junior ile eyledik beyimizi. Eyledik derken öyle sürekli değil, alt açma seanslarımız yemek yedirme falan, işimiz düştüğünde yani. Başka yolu yoktu - ya da olmadığına kendimizi inandırıp vicdanımızı rahatlattık. Bir süre sonra dediğim gibi gerçekten de televizyonu açmaktan başka bir çıkış yolu kalmamıştı. Alışmıştı.
Sırayla çıkan programları ezbere biliyor tepki veriyor zibidik.
Mesela çok ilgilenmediği bir programda koşarak mutfağa gider, annesinin daha yeni yerlerine yerleştirdiği her ne varsa çekmecelerden fırlatıp atar, o aradada bişeyler bulur ilgilenecek tencere tava falan ama bu arada kulağı tv de. Beğenmediği programın bitiş müziğinden yada seslerinden hemen anlar ki sırada sevdiği program var koşarak tekrar salona geçer, tv sehpasnın önünde sevincinden yerinde duramaz anne babaya bakar gülücükler saçar..
Az önce açtım televizyonu. Saat 2 yi geçiyor. Benim oğlumun ikna kabiliyeti süper onunla gurur duyuyorum!!!
Gecenin sessizliği de alt kattaki suratsız komşularımız da Ersagunun umrunda değil. Güzelce aksiyon planını uyguladı ve başarıyı yakaladı.
- Önce bacağıma yapışıp ınne ınne dedi
yerimden kalkmadım
- Isırmaya başladı (çok pis incecik ısırıyor), aldım kucağıma sıkıştırdım biraz öpptüm sevdim ohh
yere bıraktım bana gıcık oldu antikucak benim oğlum
- Elimi tutup çekmeye çalıştı ınnnneee kalktım kumandaların durduğu koltuğu işaret etti
anlamamazlıktan geldim hıh :)
Ona kitap okumaya çalıştım ı ııı olmadı
Kitaptaki resimleri anlatmaya çalıştım ııı ııııı olmadı
Döktük oyuncakları yine ortaya . Zaten oyuncakların yeri her yer orası burası evin her yeri, sepette çok nadir duruyor
- Ses yapabilcek cinsten oyuncaklarını ordan oraya fırlattı engellemeye çalıştığımda bana parmak salladı hıııı
- Matruşka bebeklerle biraz oyalanır (bu ara revaçta) dedim, onlarda tekeeer teker fırlatılıp atıldı.
Alt katta oturan sevgili bayan suratsız her ne kadar sizden zerre kadar haz etmesemde bu saatte bu kadar gürültü patırtıyı normal insan doğasından sayıp normal kalabildiğiniz için size teşekkür borçluyum. Hımm Yoksa evde değil misiniz? Yani çoktan vurmuştunuz yoksa tavana tavana birşeyle.
Pes ettim sonunda! Daha saymadığım; kucağıma aldım salladım avizeye yükselttim dooinng yaptım dırı vırı falan filan bi dolu faaliyet atağım karşılıksız kaldı. Bu saatte bu kadar mücadele yeter dedim, pes ettim. Televizyonu gün içinde açmıştım, alt açarken, tabağındaki son lokması ile peşinde koşarken. Limit dolmuştu. Mağmafil bu durum Ersagunu pek enterese etmiyordu.
Saat 2 yi geçiyor Oğlum Orman kavşağı diye bişi izliyor filler var yarışıyorlar. Ardından Küçük Eınsteinlar var ben biliyorum yaa onu bekliyor. Gözünden uykuları aka aka.
Uyku düzenini düzensizliğini nasıl yola koyabilirim artık şaşırdım. Sanırım bu böyle devam edecek. gece saat 2 lerde 3 lerde yatıcaz. Sabahın köründe 5 te 6 da kalkıcaz, yatakta anne babayla uğraşıcaz. Babaya eh ehh yapıcaz anneye çimdik atıcaz sonra sokulup kendimizi sevdiricez . sonraa taa bidaha sabah 9 a doğru uyuycaz, öğleden sonra 1 de kalkıcaz. 4 - 5 gibi akşamüstü uykusuna yatıcaz bu arada sabahtan bu yana hiçbir şey ağzımıza tek lokma bile koymamış olucaz çünkü asıl afyon bu uykusundan sonra patlıyor. Sonra bidaha 6 buçuğu buluyor kalkması . Eee gece tabi uyumaz bu çocuk. Uykusu geldiğinde de erteleyemiyorsun bu mümkün değil. Uyandıramıyorsun, denedik ve pişman olduk..Hadi şu sıra diş geliyor diye gene ciddi bir yapılanma içine giremiyoruz ama bu böyle devam etmez Paşam etmemeli. Gece uykusu büyüme hormonları için çok önemli.
Çok dikkatli izliyor ama nasıl keyifli.. bir elinde çıbık kraker :)
Televizyondaki hızlı hareket akışı bebek beyninin kabul edebileceği ölçüde değilmiş. Ve beyin gelişimini etkiliyor. Hadi gel bunları bile bile Ersagunun keyfine ortak ol.
oofff off
Uykum var oğlum noluur hadi kalk gidelim uyuyalım nenennen yapalım.
Bak ayaklarının uykusu gelmişş baakk dizlerine çıkmış baakk bak ellerininde gelmiş bebeğim gözlerine de çıkmışş hadi uyuyalım Ersagun bak seninde uykun gelmiş..
Sırayla çıkan programları ezbere biliyor tepki veriyor zibidik.
Mesela çok ilgilenmediği bir programda koşarak mutfağa gider, annesinin daha yeni yerlerine yerleştirdiği her ne varsa çekmecelerden fırlatıp atar, o aradada bişeyler bulur ilgilenecek tencere tava falan ama bu arada kulağı tv de. Beğenmediği programın bitiş müziğinden yada seslerinden hemen anlar ki sırada sevdiği program var koşarak tekrar salona geçer, tv sehpasnın önünde sevincinden yerinde duramaz anne babaya bakar gülücükler saçar..
Az önce açtım televizyonu. Saat 2 yi geçiyor. Benim oğlumun ikna kabiliyeti süper onunla gurur duyuyorum!!!
Gecenin sessizliği de alt kattaki suratsız komşularımız da Ersagunun umrunda değil. Güzelce aksiyon planını uyguladı ve başarıyı yakaladı.
- Önce bacağıma yapışıp ınne ınne dedi
yerimden kalkmadım
- Isırmaya başladı (çok pis incecik ısırıyor), aldım kucağıma sıkıştırdım biraz öpptüm sevdim ohh
yere bıraktım bana gıcık oldu antikucak benim oğlum
- Elimi tutup çekmeye çalıştı ınnnneee kalktım kumandaların durduğu koltuğu işaret etti
anlamamazlıktan geldim hıh :)
Ona kitap okumaya çalıştım ı ııı olmadı
Kitaptaki resimleri anlatmaya çalıştım ııı ııııı olmadı
Döktük oyuncakları yine ortaya . Zaten oyuncakların yeri her yer orası burası evin her yeri, sepette çok nadir duruyor
- Ses yapabilcek cinsten oyuncaklarını ordan oraya fırlattı engellemeye çalıştığımda bana parmak salladı hıııı
- Matruşka bebeklerle biraz oyalanır (bu ara revaçta) dedim, onlarda tekeeer teker fırlatılıp atıldı.
Alt katta oturan sevgili bayan suratsız her ne kadar sizden zerre kadar haz etmesemde bu saatte bu kadar gürültü patırtıyı normal insan doğasından sayıp normal kalabildiğiniz için size teşekkür borçluyum. Hımm Yoksa evde değil misiniz? Yani çoktan vurmuştunuz yoksa tavana tavana birşeyle.
Pes ettim sonunda! Daha saymadığım; kucağıma aldım salladım avizeye yükselttim dooinng yaptım dırı vırı falan filan bi dolu faaliyet atağım karşılıksız kaldı. Bu saatte bu kadar mücadele yeter dedim, pes ettim. Televizyonu gün içinde açmıştım, alt açarken, tabağındaki son lokması ile peşinde koşarken. Limit dolmuştu. Mağmafil bu durum Ersagunu pek enterese etmiyordu.
Saat 2 yi geçiyor Oğlum Orman kavşağı diye bişi izliyor filler var yarışıyorlar. Ardından Küçük Eınsteinlar var ben biliyorum yaa onu bekliyor. Gözünden uykuları aka aka.
Uyku
Çok dikkatli izliyor ama nasıl keyifli.. bir elinde çıbık kraker :)
Televizyondaki hızlı hareket akışı bebek beyninin kabul edebileceği ölçüde değilmiş. Ve beyin gelişimini etkiliyor. Hadi gel bunları bile bile Ersagunun keyfine ortak ol.
oofff off
Uykum var oğlum noluur hadi kalk gidelim uyuyalım nenennen yapalım.
Bak ayaklarının uykusu gelmişş baakk dizlerine çıkmış baakk bak ellerininde gelmiş bebeğim gözlerine de çıkmışş hadi uyuyalım Ersagun bak seninde uykun gelmiş..
Lohusalık Sendromu
Sabahın köründe aklıma geldi, dedim biraz lohusalıktan bahsedeyim
Daha önceden yazmaya başlamadığım için biraz da eksikliğini hissettim, yazmalıyım dedim.
Önemli bir süreç:p
Lohusalar yalnız bırakılmaz denir ya hani, albasar bilmem ne. Bence lohusalar uydurmuş olabilir bunu. Çünkü onlar yalnızlıktan olabildiğine korkarlar...
Bana olmadı birşey ki biraz korkağımdır olmayan birşeyi düşüncelerimle yaratıp kendi kendimi korkutma becerilerim bile var. Buna rağmen benim başıma gelmediyse böyle birşey, zannediyorum yoktur. Albasması bilimsel olarak annenin endişeli durumunun üstüne birde yorgunluk ve uykusuzluğun eklenmesi ile halüsinasyonların baş göstermesi olarak açıklanıyor. Bende bunların hepsi hat safhadaydı, doğumdan sonra üç gün boyunca hiç uyumadım diyebilirim. Yanımda hem annem hem kayınvalidem olduğu halde ya uyursam bebeğimi duymassam gibi bir takıntı içindeydim.
Büyükler hep der fırsat buldukça uyuu uyuu diye ama sen sallamazsın yorgunluktan bitmeyi bile göze alırsın ama uyuduğunda sanki o gidecek bişey olacak sanırsın.
Ersagun yaşamının ilk haftasında sarılık oldu. Böyle birşeyi ilk defa gördüm ve söyleselerdi daha önce muhtemelen inanmazdım; banyodan sonra havlusu sapsarı olmuştu, bebeğim resmen renk verdi. Yaklaşık 20 gün sarılık mücadelesi verdik. Kontrol için her gittiğimizde bebeğimin topuğundan kan alınıyordu. Yenmenin tek yoluysa sık emzirmekti. Bu da daha fazla uykusuzluk daha fazla yorgunluk daha fazla endişe kaygı vs demekti.
Çok ağladım o dönem, kimseyi dinlemedim çok yıprtattım kendimi, beni anlamadıklarını düşündüm, herkesin beni geçiştirmeye çalıştığını düşündüm. Bebeğe tek bakabilceklerimi düşündükleri için deli olmalıydılar. Ben o küçücük o minicik sevgilime bu acemilikle nasıl bakardım, bayosunu nasıl yaptırırdım, kıyafetlerini onun ufacıık bedenine zarar vermeden nasıl değiştirirdim, hatta altını nasıl temizlerdim..
Hamilelik tospembe geçiyor, içindeki canlının gelişimini hafta hafta takip ediyorsun. Ultrasona gireceğin zamanları heyecanla bekliyorsun, bu zamanları oğlunla kavuşma gibi görüyorsun. Tekmeleriyle hareketleriyle dünyalar senin oluyor, biliyorsun ki canlı sağlıklı.. Hamlilelikte doğumdan sonrasını aslında hiiç düşünmüyorsun. Neyle karşılaşacağını bilmiyorsun. Yeni doğmuş bir bebek neler yapar? Bakımı nasıldır? Emzirmek nasıl birşeydir? Doğru tutuş nedir ? Banyosu nasıl yaptırılır? bunun gibi senin için asıl gerekli konular üzerinde hiç kafa yormuyorsun. Bekarsan, çocuk sahibi değilsen zaten çocukları uzaktan sevmek senin için yeterli. Daha önce hiçbir bebekli hayatın parçası olmadığından doğumdan sonra kendini sudan çıkmış balık gibi hissediyorsun. Ben şimdi ne yaparım?
Annem küçük yaşta evlenmiş, benimle hep babannem ilgilenmiş yani anneme güvenemiyordum. Babannem de yanımdaydı ama artık yaşlıydı Ersagunu tutabilecek takati olduğuna inanmıyordum. Bir tek kayınvalidem olunca rahat ediyordum. O geldiğinde bayram sevinciyle karşılıyordum.
Hatta kadıncağız gelemediğinde içten içe küsüyordum :)
Tuhaf bir dönem işte, hem heyecanlı mutluu hem de bir o kadar kaygılı korkulu. Hele de yapında biraz alınganlık zaten varsa off yanındakilere Allah sabır versin. Anne olmaya hazır hissetmek te çok önemli olmalı tabi. Ben değildim, biz değildik, biz hiçbir şeye hazır değildik.
Lohusalık sendromu denilen şey buymuş. Ve gerçekten zormuş.
Bu durum bu duygular ben kendimi henüz tamamiyle kaybetmeden giderek azalmaya başladı. Tabi Afşın'ın desteğini, sabrını kesinlikle azımsamam.. bitanecim benim..
Ersagun 3-4 aylıktı, biraz ele avuca geldi.
Bizde hep beraber nefes aldık.
Daha önceden yazmaya başlamadığım için biraz da eksikliğini hissettim, yazmalıyım dedim.
Önemli bir süreç:p
Lohusalar yalnız bırakılmaz denir ya hani, albasar bilmem ne. Bence lohusalar uydurmuş olabilir bunu. Çünkü onlar yalnızlıktan olabildiğine korkarlar...
Bana olmadı birşey ki biraz korkağımdır olmayan birşeyi düşüncelerimle yaratıp kendi kendimi korkutma becerilerim bile var. Buna rağmen benim başıma gelmediyse böyle birşey, zannediyorum yoktur. Albasması bilimsel olarak annenin endişeli durumunun üstüne birde yorgunluk ve uykusuzluğun eklenmesi ile halüsinasyonların baş göstermesi olarak açıklanıyor. Bende bunların hepsi hat safhadaydı, doğumdan sonra üç gün boyunca hiç uyumadım diyebilirim. Yanımda hem annem hem kayınvalidem olduğu halde ya uyursam bebeğimi duymassam gibi bir takıntı içindeydim.
Büyükler hep der fırsat buldukça uyuu uyuu diye ama sen sallamazsın yorgunluktan bitmeyi bile göze alırsın ama uyuduğunda sanki o gidecek bişey olacak sanırsın.
Ersagun yaşamının ilk haftasında sarılık oldu. Böyle birşeyi ilk defa gördüm ve söyleselerdi daha önce muhtemelen inanmazdım; banyodan sonra havlusu sapsarı olmuştu, bebeğim resmen renk verdi. Yaklaşık 20 gün sarılık mücadelesi verdik. Kontrol için her gittiğimizde bebeğimin topuğundan kan alınıyordu. Yenmenin tek yoluysa sık emzirmekti. Bu da daha fazla uykusuzluk daha fazla yorgunluk daha fazla endişe kaygı vs demekti.
Çok ağladım o dönem, kimseyi dinlemedim çok yıprtattım kendimi, beni anlamadıklarını düşündüm, herkesin beni geçiştirmeye çalıştığını düşündüm. Bebeğe tek bakabilceklerimi düşündükleri için deli olmalıydılar. Ben o küçücük o minicik sevgilime bu acemilikle nasıl bakardım, bayosunu nasıl yaptırırdım, kıyafetlerini onun ufacıık bedenine zarar vermeden nasıl değiştirirdim, hatta altını nasıl temizlerdim..
Hamilelik tospembe geçiyor, içindeki canlının gelişimini hafta hafta takip ediyorsun. Ultrasona gireceğin zamanları heyecanla bekliyorsun, bu zamanları oğlunla kavuşma gibi görüyorsun. Tekmeleriyle hareketleriyle dünyalar senin oluyor, biliyorsun ki canlı sağlıklı.. Hamlilelikte doğumdan sonrasını aslında hiiç düşünmüyorsun. Neyle karşılaşacağını bilmiyorsun. Yeni doğmuş bir bebek neler yapar? Bakımı nasıldır? Emzirmek nasıl birşeydir? Doğru tutuş nedir ? Banyosu nasıl yaptırılır? bunun gibi senin için asıl gerekli konular üzerinde hiç kafa yormuyorsun. Bekarsan, çocuk sahibi değilsen zaten çocukları uzaktan sevmek senin için yeterli. Daha önce hiçbir bebekli hayatın parçası olmadığından doğumdan sonra kendini sudan çıkmış balık gibi hissediyorsun. Ben şimdi ne yaparım?
Annem küçük yaşta evlenmiş, benimle hep babannem ilgilenmiş yani anneme güvenemiyordum. Babannem de yanımdaydı ama artık yaşlıydı Ersagunu tutabilecek takati olduğuna inanmıyordum. Bir tek kayınvalidem olunca rahat ediyordum. O geldiğinde bayram sevinciyle karşılıyordum.
Hatta kadıncağız gelemediğinde içten içe küsüyordum :)
Tuhaf bir dönem işte, hem heyecanlı mutluu hem de bir o kadar kaygılı korkulu. Hele de yapında biraz alınganlık zaten varsa off yanındakilere Allah sabır versin. Anne olmaya hazır hissetmek te çok önemli olmalı tabi. Ben değildim, biz değildik, biz hiçbir şeye hazır değildik.
Lohusalık sendromu denilen şey buymuş. Ve gerçekten zormuş.
Bu durum bu duygular ben kendimi henüz tamamiyle kaybetmeden giderek azalmaya başladı. Tabi Afşın'ın desteğini, sabrını kesinlikle azımsamam.. bitanecim benim..
Ersagun 3-4 aylıktı, biraz ele avuca geldi.
Bizde hep beraber nefes aldık.
27 Eylül 2011 Salı
Evlilik yıldönümü
Geçtiğimiz Pazar evliliğimizin 2. yıldönümüydü.
25 Eylül,
Daha 2 yıl cık oldu ama sanki seneleer seneler önceydi düğünümüz. Bu kısacık zaman içersine çok şey sığdırdık. 2 yıllık evlilik, 9 aylık gebelik, 15 aylık ebeveynlik...
Çocukla birlikte Çiftlikten Aile hayatına geçişimiz elbette pürüzlere yol açtı. Birkere artık hiçbir şekilde kendi başına hareket edemiyorsun tamamen bu küçük canlıya bağlısın. Başbaşa yapabildiğimiz şeyler, mutfakta yaşanan mini sohbetler ve arada derede izlenen filmlerle sınırlı. Üzerine bir de yorgunluk uykusuzluk Ersagunun hastalık dönemleri ve neden olduğu huysuzlukları, senin iş güç benim ev içi streslerim, duygusal kaprislerim, bunalımlar, iniş çıkışlar da eklenince yük aşımından çöküşe geçişlerimiz kaçınılmaz oluyor. Kötü oluyor tabi. Uzatmamak lazım. Biz kısa kesebiliyoruz çoğu zaman neyse ki...
Az önce blogcuanne. com da bir yazıya odaklandım,
tıkla bak Başarılı bir çalışma. Katılıyorum.
Ve biz birbirimizi seviyoruz hepsinden önemlisi bu. Gerisii boş.
24 Eylül 2011 Cumartesi
Nurturia mimi
Bir sürü anneyle tecrübeli tecrübesiz bir sürü şey paylaşıyorsun.
Bende kendimi mimliyorum
21 Eylül 2011 Çarşamba
Bugün bir site keşfettim
http://akillibebek.com
4-5 gündür bizimkine bir hal oldu, oyun oynamayı reddediyor, sadece tv izlemek istiyor. Tüm bebek kanallarını seyrine seferber etmiş durumdayım, yeterki ağlamasın diye. Tv yi kapattığımda huysuzlanıyor ağlıyor. Mutfakta olmama sinir oluyor, gelip paçamı çekiştiriyor.
Ne yapsam diye düşünüyorum.
Yetmediğimi, yetesiz olduğumu, gelişimine yeterince yeterlilik gösteremediğimi düşünüyorum...
Kitaplar araştırdım, oynayabileceğim oyunlar
Kitap alsam belki 1-2 dk bakar karıştırır ondan sonra fırlatır atar. Oyun kartları aldım, iyi de bişeydi bana göre. Yararlı olacağını ilgisini çekeceğini düşündüm.
https://www.tethystore.com/yeni/index.php
Siparişimiz geldi. 2 kutu aldım "Eğitici oyun kartları" ve "2 li tamamlama kartları"
Ersagun mutlu oldu ( bir anlık) baktı baktı.. gösterdim isimlerini söyledim oynamaya çalıştım
fırlattı attı
Belki daha küçük diye
Belki de ( en kuvvetli ihtimal) benim küçük sevgilim TV ye fazla alıştı :(
Şimdi ne yapsam ne yapsam diye düşünüyorum?? bu konuda tecrübem, eğitimim yok
Ben acemi hallerimle birşeyler göstermeye çabalarken onun bu ilgisizliği de açıkcası beni bunaltıyor, yıldırıyor..
Bebeğinize mutlaka kitap okuyun diyorlar. Bizimki için bu çook zor biliyorum, elimize geçen herseyi yırtıyoruz fırlatıp ( birde geriye doğru omzunun üstünden hoop arkaya doğru) atıyoruz..
Yıkılmadım ayaktayım :))) mücadeleden vazgeçmicem. artık TV yok. belki günde yarım saat o kadar. Müzik dinleriz napalım. evde bizbize sessiz sedasız sıkılırız da..
Bir süre kalsın ev işleri vs...
Aşağıda akıllıbebek.com un 12-24 ay bebekler için aktivite önerileri var.
| Akıllı Bebek - Beyin Geliştirici Aktiviteler | |
Sayfa 1 Toplam: 4
* Çocuğunuzla konuşun. Karşılıklı diyalog zekasını geliştirmenin en basit ve en etkili yoludur. * Her gün mutlaka kitap okuyun. * Her şeyi sayın ve her şeyin ismini söyleyin. * Günde 1 saaten fazla televizyon seyrettirmeyin. * Kendi kendine yemek yemesini ve bardaktan su içmesini özendirin. Böylece güven ve bağımsızlık duyguları kazanacaktır. * Beraber şarkı ve tekerlemeler söyleyin. * Dışarıdaki her türlü aktiviteyi beraber yapın. Markete gitmek gibi mesela. Gördüklerinizi ve yaptığınız şeyleri anlatın. * Eşyaların renklerini söyleyin. * Çocuğunuza bir kutu vererek kapağını açması, kapatması, içine objeler doldurması ve boşaltmasını sağlayın. * Açık, kapalı, içeride ve dışarıda kavramlarını öğretin. Bunun için basit kutulardan faydalanabilirsiniz. * Büyük motor becerilerini geliştirecek aktiviteler yapın. Örneğin; merdiven inip çıkmak. Bu üst ve alt kavramlarının gelişmesine de yardımcı olur. * Bu yaştaki çocuklar henüz beraber oynamayı ve paylaşmayı bilmeselerde etraflarında çocuk olmasından hoşlanırlar. * Ona içine bir şeyler doldurup odada gezdirebileceği, hatta içine girip oturabileceği bir kutu veya sepet verin Cumartesi Akşamı Hafta sonu Melis teyzemize gittik. Yeni evleri gerçekten şirin ve güzeldi. 2 sıra merdivenlerle inilen, çiçeklerin, ağaçların, ferahlığın ve lezzetin bol olduğu bir bahçesi var. Akşam saat 7-7:30 gibiydi gittiğimizde ve bahçede masamız hazırdı, keyif için herşey tamamdı:) Ersagun hariç veledoşumuz çok fazla insan içine çıkmadığı için kendisi kalabalıktan pek hoşlanmadı. Üstelik onları görmeyeli de epey zaman olmuştu. Bir de bir de ahh o kediler yok mu!!! Çok korktu onlardan Afşın da ben de iyi zaman geçirdik ama aynı şeyi Ersagun için söyleyemem. Biz bahçede mangal keyfi yaparken onu salonda TV karşısında bırakmak zorunda kaldım. Onu sakinleştirmemin tek yolu buydu. Çok ağladı çünkü yavrumm içine çeke çeke. Geç saate kadar kaldık, özlemişim canım arkadaşımı Melis büyümüş, bizi görünce çok mutlu oldu kocaman açtı gözlerini gülümseyerek tattlım benimm. Büyüyorlar, çocuk olacaklar sonra genç ... | |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




